füruğ ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
füruğ ferruhzad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2019 Cuma

rüzgar bizi sürükleyecek / füruğ ferruhzad











benim küçük gecemde
rüzgar ağaçların yaprağına son kez süre tanıyor
benim küçük gecemde viran olmanın korkusu var
kulak ver
karanlığın esintisini duyuyor musun?
ben garipçe şu talihime bakıyorum, ümitsizliğe alıştım 
kulak ver
karanlığın esintisini duyuyor musun?
gecede, şu an bir şey geçiyor
ay kızıl ve karmaşık
ve her an düşme korkusu yaşanan bu damda
bulutlar yaslı kalabalıklar gibi
sanki yağmurun yağacağı anı bekliyor
bir tek an
ondan sonra hiç
bu pencerenin arkasında gece titriyor
ve yeryüzü
geri kalıyor dönüşünden
bu pencerenin arkasında bir bilinmeyen
beni ve seni bekliyor
ey baştan ayağa yeşil olan sen
ellerini, yakıcı hatıralar gibi benim aşık ellerime bırak
ve dudaklarını, sıcak bir his gibi senden benim aşık
dudaklarımın okşayışlarına teslim et
rüzgar bizi sürükleyecek
rüzgar bizi sürükleyecek

1 Eylül 2019 Pazar

yeniden doğuş / füruğ ferruhzad















ibrahim golestan'a

tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek.

ben bu ayette seni ah çektim, ah
ben bu ayette seni
ağaca ve suya ve ateşe aşıladım

yaşam belki
her gün filesiyle bir kadının geçtiği uzun bir caddedir,
yaşam belki okuldan dönen bir çocuktur
yaşam belki
bir adamın daldan kendini astığı bir urgandır,
yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır,
ya da birinin şaşkınca yoldan geçişidir
şapkasını kaldırarak
başka bir yoldan geçene anlamsız gülümsemeyle “günaydın” diyen birinin...

yaşam belki de
benim bakışımın, senin buğulu gözlerinde kendini paramparça yıktığı o tıkalı andır
ve bunda
benim ay ve karanlığın algısıyla birleştireceğim
bir duyumsama var.

yalnızlık boyutlarındaki bir odada
aşk boyutlarındaki yüreğim
kendi mutluluğunun sade bahanelerini seyreder,
saksıda çiçeklerin güzelim yok oluşunu
ve senin bahçemize diktiğin fidanı
ve bir pencere boyutlarında öten
kanarya ötüşlerini...

ah..
budur benim payıma düşen
budur benim payıma düşen
benim payıma düşen
bir perde asılmasının benden aldığı gökyüzüdür
benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir
ve ulaşmaktır bir şeylere çürüyüşte ve gurbette

benim payıma düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir.
ve “ellerini seviyorum” diyen sesin hüznünde ölmektir

ellerimi bahçeye dikiyorum,
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklar

küpeler takacağım kulaklarıma
ikiz iki kızıl kirazdan
ve tırnaklarımı papatya çiçeği yapraklarıyla süslüyorum

bir sokak var orada,
bana alık olan oğlanlar
hâlâ
aynı karışık saçları, ince boyunları ve sıska bacaklarıyla
küçük bir kızın masum gülüşlerini düşünüyorlar;
bir gece
rüzgarın bizi alıp götürdüğü.

bir sokak var yüreğim
benim çocukluğumun mahallesinden çalmıştır

zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu
ve bir oylumla gebe bırakmak bir zamanın kuru çizgisini
bilinçli bir imgenin oylumu
aynanın konukluğundan dönen...

ve böylecedir,
birisi ölür
ve birisi kalır...

hiçbir avcı,
çukura dökülen hor bir arkta inci avlamayacaktır.

ben hüzünlü küçük bir periyi biliyorum
okyanusta yaşayan
ve yüreğini tahta bir kavalda
usul usul çalan
küçük hüzünlü bir peri
geceleri bir öpücükle ölen
ve sabahları bir öpücükle yeniden doğacak olan…

31 Ekim 2015 Cumartesi

sevmekten / füruğ ferruhzad


bu gece gözlerinin göğünden
şiirime yıldız yağıyor
kağıtların beyaz sessizliğinde
kıvılcım ekiyor pençelerim

sıtmalı, divane şiirim
arzuların yarığından mahçup
yeniden yakıyor vücudunu onun
ateşlerin ebedi susuzluğu

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

karanlıktan sakınmak niye
gece elmas damlalarıyla doludur
geceden geriye kalansa
sarhoş eden leylak kokusudur

ah bırak kaybolayım sende
benden iz sürerek bulamasın artık kimse izimi
yakıcı ruhun ve nemli ahın
şarkımın gövdesinde essin dursun

ah bırak bu açık pencereden
rüyaların ipekleri üzerinde uyuyarak
ışıltılı bir kanatla uçayım
dünyanın hisarlarından geçeyim

hayattan ne istiyorum biliyorsun
ben sen olayım, sen, tepeden tırnağa sen
bin defa gelmek mümkün olsa dünyaya
her defasında sen, her defasında sen

bir denizdir bende saklı olan
ne zaman güç bulacağım saklamaya kendimi
keşke sana bu korkulu tufanı
anlatacak gücüm olsaydı

öyle doluyum ki seninle
çöllerde koşmak
dağa taşa vurmak başımı
gövdemi dalgalara atmak istiyorum

öyle doluyum ki seninle
kendimden döküleceğim toz gibi
bastığın yere baş koyacağım usulca
uçarı gölgene asılıp kalacağım

evet, sevmenin başlangıcıdır bu
gerçi belirsizdir yolun sonu
ama ben artık düşünmüyorum sonu
sevmektir güzel olan çünkü

23 Ekim 2015 Cuma

kuş ölümlüdür / füruğ ferrunzad


bir şey söylemeli
tan yeri ışırken
evrenin birdenbire bir büluğ duygusuyla
bilinmez bir şeyle birleştiği
o titreyen anda.
ta içimden istiyorum
bir isyana kapılmayı
ta içimden geliyor
yağmak, o büyük buluttan
ta içimden geliyor
söylemek: hayır! hayır! hayır! hayır!
- gidelim.
- bir şey söylemeli
- kadeh, yatak, yalnızlık, uyku?!
- gidelim

ve o şaşırtıcı yüz
konuştu benimle pencerenin öbür yanından ve dedi ki:
hak, açıp gözünü görenindir
ben ürkütücüyüm yitme duygusu gibi
ama gene de tanrım,
nasıl korkulur benden?
sisli çatıları üstünde gökyüzünün
hafif ve başıboş dolaşan
bir uçurtmadan başka
hiç bir şey olmayan benden?
aşkımı, isteğimi, nefret ve acılarımı
gece ayrılığında mezarların
kemirmiştir adı ölüm olan bir fare; demekte.
kuş ölümlüdür; şiiri, kısacıktır furuğ'un.
kederliyim
kederliyim,
balkona çıkıyorum ve gecenin
gergin tenine dokunuyor parmaklarım
sönmüş tüm bağlantı ışıkları
sönmüş tüm bağlantı ışıkları
artık kimse güneşle tanıştırmayacak beni
kimse götürmeyecek
serçelerin şölenine
uçuşu hatırla
kuş ölümlüdür..

5 Nisan 2014 Cumartesi

keşke / füruğ ferruhzad












sakin akan bir nehrin kıyısında
keşke
gizemli kokusu olsaydım bir çiçeğin
yolun oraya düştüğünde
baştan aşağı kaplasaydım seni

keşke
ney misali geceleri
gönlünün nağmeleri eşliğinde çalsaydım
rüzgarın omzunda salınan
bir tahtırevanın üstünde uyuyarak
girseydim evinin kapısından

keşke
ışıkları gibi bir bahar güneşinin
seher vakti pencerenden parlayıp
tiril tiril ipek perdelerin ardından
gözlerinin rengini görseydim

parlak meclisinde keşke
tebessümü olsaydım bir kadehin
yeisli bir gece yarısı
uykulu bir sarhoş,bir yorgun olsaydım

keşke
parlak bir ayna gibi
gönlüm,gülümsemen ve suretinle
sabahları bedenimde kaysaydı
okşayan ellerinin sıcaklığı

güzün yaprakları gibi keşke
seyretseydin raksımı
gece yarısı
mehtabın altında
evinde,bahçenin ortasında
heyecanlarım
velvele ve kavgalar etse
koşup dursaydı

keşke
hatırası gibi hoş bir kadının
süzülüp sessizce gönlüne
görseydim gözlerine ansızın
kendi güzelliğine kamaşan gözlerle

tenha başucunda
vücudum
yandırıp günah mumlarını
bu tatlı günahkarlıkla
yakıp koparsaydı
benim hasret
senin iman bağlarını

keşke
hayatın yemyeşil dallarından
benim elem çiçeklerimi koparıp
ve keşke şiirimde
eyy yaşama sevinci
hayatımın kaynağı
görseydin sırlarımın kıvılcımlarını...