akılla bir konuşmam oldu dün gece;
sana soracaklarım var, dedim;
sen ki her bilginin temelisin,
bana yol göstermelisin.
yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
birkaç yıl daha katlan, dedi.
nedir; dedim bu yaşamak?
bir düş, dedi; birkaç görüntü.
evi barkı olmak nedir? dedim;
biraz keyfetmek için
yıllar yılı dert çekmek, dedi.
bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
kurt, köpek, çakal makal, dedi.
ne dersin bu adamlara, dedim;
yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
benim bu deli gönlüm, dedim;
ne zaman akıllanacak?
biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
dizmiş alt alta sözleri,
hoşbeş etmiş derim, dedi.
ömer hayyam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ömer hayyam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Aralık 2021 Çarşamba
24 Mayıs 2020 Pazar
rubai / ömer hayyam
rengarenk dünyada bir adam gezer,
ne zengin ne fakir ne mümin ne zındık,
hiçbir gerçeğe dalkavukluk etmez,
hiçbir yasayı tanımaz,
cesur ve üzgün,
bu alacalı dünyada kimdir bu adam?
6 Mart 2020 Cuma
bahçemizin halinden baharımı kıyasla / ömer hayyam
bahçemizin halinden
baharımı kıyasla.
zambaklar verem olmuş
kırmızı güller yasta
eller yüzler simalar
resimler aynı değil
baharlar bile değişmiş
artık her şey bir başka
bu sonbahardaki ayak izlerim
sanki geçmiş bir şeyler
her yerler talan olmuş
hatıralar bile yanlış
üç beş kırık bardak
tas tabak çanak
birkaç kiraz dalı
ürkütülmüş birkaç kurbağa
yolcular yok olmuş
yollar artık bambaşka
artık akortsuz saz gibi
dalda kuş çiçekteki arı
bir uçkur iki bağlama
yalnızca varı yoğu
iki öz kırpmışım
bir kaç da öpücük
boşunaymıs burukluklar
aceleler, tezler
hesap kitap yanlışmış
yıllar boşuna geçmiş
ayrılıklar hüzünler
şimdi pususundan
bakan gözler bir başka
hesap kitap gerekmez
var zararı hesapla...
baharımı kıyasla.
zambaklar verem olmuş
kırmızı güller yasta
eller yüzler simalar
resimler aynı değil
baharlar bile değişmiş
artık her şey bir başka
bu sonbahardaki ayak izlerim
sanki geçmiş bir şeyler
her yerler talan olmuş
hatıralar bile yanlış
üç beş kırık bardak
tas tabak çanak
birkaç kiraz dalı
ürkütülmüş birkaç kurbağa
yolcular yok olmuş
yollar artık bambaşka
artık akortsuz saz gibi
dalda kuş çiçekteki arı
bir uçkur iki bağlama
yalnızca varı yoğu
iki öz kırpmışım
bir kaç da öpücük
boşunaymıs burukluklar
aceleler, tezler
hesap kitap yanlışmış
yıllar boşuna geçmiş
ayrılıklar hüzünler
şimdi pususundan
bakan gözler bir başka
hesap kitap gerekmez
var zararı hesapla...
20 Ekim 2018 Cumartesi
hayyam'ın teraneleri / sadık hidayet

•
an kasr ki ber çerh hemîzed pehlû,
ber dergeh-i û şehân nihâdendî rû,
dîdîm ki ber kongre’eş fâhte’î
benşeste hemîgoft ki “kû, kû, kû, kû?”
an kasr ki behrâm der û câm girift,
ahû beçe kerd u şîr ârâm girift,
behrâm ki gûr mîgiriftî heme omr
dîdî ki çegûne gûr behram girift.
o kasır ki feleğe dayamıştı yanını
eşiğine şahlar sürerdi alnını;
gördük ki burcunda bir kumru
konmuş, derdi : “ku, ku, nerde, hani?”
o kasır ki behram onda kadeh tuttu;
ceylan yavruladı, arslan teskin oldu.
o behram ki ömür boyu hep yaban eşeği tuttu,
gördün mü, mezar onu nasıl da tuttu!
ber dergeh-i û şehân nihâdendî rû,
dîdîm ki ber kongre’eş fâhte’î
benşeste hemîgoft ki “kû, kû, kû, kû?”
an kasr ki behrâm der û câm girift,
ahû beçe kerd u şîr ârâm girift,
behrâm ki gûr mîgiriftî heme omr
dîdî ki çegûne gûr behram girift.
o kasır ki feleğe dayamıştı yanını
eşiğine şahlar sürerdi alnını;
gördük ki burcunda bir kumru
konmuş, derdi : “ku, ku, nerde, hani?”
o kasır ki behram onda kadeh tuttu;
ceylan yavruladı, arslan teskin oldu.
o behram ki ömür boyu hep yaban eşeği tuttu,
gördün mü, mezar onu nasıl da tuttu!
•
ey pîr-i hiredmend, pegehter berhîz,
van kûdek-i hâkbîz râ binger tîz,
pendeş dih u gû ki: nerm nermek mîbîz.
mağz-i ser-i keykubâd u çeşm-i pervîz!
ey bilge pîr, daha erken kalk.
toprak eleyen o çocuğa daha sert bak.
öğüt ver, de ona: ele yumuşak yumuşak,
keykubad’ın beyni, perviz’in gözü bu bak
ey pîr-i hiredmend, pegehter berhîz,
van kûdek-i hâkbîz râ binger tîz,
pendeş dih u gû ki: nerm nermek mîbîz.
mağz-i ser-i keykubâd u çeşm-i pervîz!
ey bilge pîr, daha erken kalk.
toprak eleyen o çocuğa daha sert bak.
öğüt ver, de ona: ele yumuşak yumuşak,
keykubad’ın beyni, perviz’in gözü bu bak
•
ebr âmed u zâr ber ser-i sebze girîst;
bîbâde-yi gulreng nemîşâyed zîst.
in sebze ki imrûz temâşâgeh-i mâst,
tâ sebze-yi hâk-i mâ temâşâgeh-i kîst?
geldi bulut, ağladı hüngür hüngür çayırlıklara;
yaşanamaz bu durumda olmadan gül renkli şarap.
bugün bizim seyir yerimiz şu çayırlık.
yarın kimin yeri acep toprağımızda bitecek çayırlık?
ebr âmed u zâr ber ser-i sebze girîst;
bîbâde-yi gulreng nemîşâyed zîst.
in sebze ki imrûz temâşâgeh-i mâst,
tâ sebze-yi hâk-i mâ temâşâgeh-i kîst?
geldi bulut, ağladı hüngür hüngür çayırlıklara;
yaşanamaz bu durumda olmadan gül renkli şarap.
bugün bizim seyir yerimiz şu çayırlık.
yarın kimin yeri acep toprağımızda bitecek çayırlık?
•
ber seng zedem dûş sebû-yi kâşî,
sermest budem ço kerdem in ûbâşi.
bâ men be zebân-i hal mîgoft sebû:
men çon to budem; to nîz çon men bâşi
taşa çaldım dün çini testiyi.
sarhoştum yaptığımda bu edepsizliği.
diyordu bana hal diliyle testi:
senin gibiydim ben; sen de olursun benim gibi.
ber seng zedem dûş sebû-yi kâşî,
sermest budem ço kerdem in ûbâşi.
bâ men be zebân-i hal mîgoft sebû:
men çon to budem; to nîz çon men bâşi
taşa çaldım dün çini testiyi.
sarhoştum yaptığımda bu edepsizliği.
diyordu bana hal diliyle testi:
senin gibiydim ben; sen de olursun benim gibi.
•
in kûze ço men âşık-ı zârî bûde est.
der bend-i ser-i zolf-i nigârî bûde est.
in deste ki ber gerden-i û mîbînî
destîst ki ber gerden-i yârî bûde est!
bu testi vaktiyle ben gibi perişan âşıkmış.
bir dilberin zülüflerine bağlanmış.
boynunda gördüğün şu kulp yok mu,
bir elmiş, yarin boynuna sarılmış.
in kûze ço men âşık-ı zârî bûde est.
der bend-i ser-i zolf-i nigârî bûde est.
in deste ki ber gerden-i û mîbînî
destîst ki ber gerden-i yârî bûde est!
bu testi vaktiyle ben gibi perişan âşıkmış.
bir dilberin zülüflerine bağlanmış.
boynunda gördüğün şu kulp yok mu,
bir elmiş, yarin boynuna sarılmış.
•
gûyend: behişt u hûr-i ayn hâhed bûd.
vancâ mey-i nâb u engebîn hâhed bûd.
ger mâ mey u ma’şûka gozîdîm, çi bâk!
âhir ne be âkıbet hemin hâhed bûd?
derler ki: cennet ve hûriaynlar olacak.
orada saf şarap ve ballar olacak.
mey ile maşukayı tercih ettikse, ne var korkacak?
nasıl olsa işin sonunda bunlar olacak!
gûyend: behişt u hûr-i ayn hâhed bûd.
vancâ mey-i nâb u engebîn hâhed bûd.
ger mâ mey u ma’şûka gozîdîm, çi bâk!
âhir ne be âkıbet hemin hâhed bûd?
derler ki: cennet ve hûriaynlar olacak.
orada saf şarap ve ballar olacak.
mey ile maşukayı tercih ettikse, ne var korkacak?
nasıl olsa işin sonunda bunlar olacak!
•
ver nîz şoden bemen budî, key şodemî?
bih zan nebudî ki enderin deyr-i herâb,
ne âmedemî, ne şodemî, ne budemî.
gelmezdim dünyaya, elimde olsaydı.
gider miydim dünyadan, elimde olsaydı?
ne gelirdim, ne giderdim, ne kalırdım.
ver nîz şoden bemen budî, key şodemî?
bih zan nebudî ki enderin deyr-i herâb,
ne âmedemî, ne şodemî, ne budemî.
gelmezdim dünyaya, elimde olsaydı.
gider miydim dünyadan, elimde olsaydı?
ne gelirdim, ne giderdim, ne kalırdım.
•
yaradan beni cennete mi sokacak,
berbat cehenneme mi? hiç bilmem.
çimenlikte kadeh, dilber ve bir de saz.
üçü benim peşinim, cennet de senin veresiyen
yaradan beni cennete mi sokacak,
berbat cehenneme mi? hiç bilmem.
çimenlikte kadeh, dilber ve bir de saz.
üçü benim peşinim, cennet de senin veresiyen
•
donyâ be murâd rânde gîr, âhir çi?
vin nâme-yi omr hânde gîr, âhir çi?
gîrem ki be kâm-i dil bemândî sad sâl,
sad sâl-i diger bemânde gîr, âhir çi?
muradınca yaşadın say; n’olacak yani?
ömür mektubunu okudun say; n’olacak yani?
say ki yüz yıl yaşadın gönlünün muradınca,
yüz yıl daha yaşadın say; n’olacak yani?
donyâ be murâd rânde gîr, âhir çi?
vin nâme-yi omr hânde gîr, âhir çi?
gîrem ki be kâm-i dil bemândî sad sâl,
sad sâl-i diger bemânde gîr, âhir çi?
muradınca yaşadın say; n’olacak yani?
ömür mektubunu okudun say; n’olacak yani?
say ki yüz yıl yaşadın gönlünün muradınca,
yüz yıl daha yaşadın say; n’olacak yani?
•
"topraktan yapılan kadeh belki de bir padişahın toprak olmuş kafatasıydı, bedeniydi... topraktan biten ve göz alıcı renkleriyle insanı büyüleyen gül, bir güzelin dudaklarıydı, yanaklarıydı, bilekleriydi belki de. madem yanıt bulunamayacak şu kısacık ömürde bu sorulara; geriye yapılacak bir şey kalıyor: olabildiğince mutlu geçirmek şu kısacık dünya hayatını. peki; mutluluk neydi? bir tanım getiremedi. bir sembol buldu yerine: şarap. kanı, canlılığı, güneşi, ışığı, kırmızı dudağı, yakutu, güzelliği, dünyadaki dönüşümü çağrıştıran bir iksir!"
"topraktan yapılan kadeh belki de bir padişahın toprak olmuş kafatasıydı, bedeniydi... topraktan biten ve göz alıcı renkleriyle insanı büyüleyen gül, bir güzelin dudaklarıydı, yanaklarıydı, bilekleriydi belki de. madem yanıt bulunamayacak şu kısacık ömürde bu sorulara; geriye yapılacak bir şey kalıyor: olabildiğince mutlu geçirmek şu kısacık dünya hayatını. peki; mutluluk neydi? bir tanım getiremedi. bir sembol buldu yerine: şarap. kanı, canlılığı, güneşi, ışığı, kırmızı dudağı, yakutu, güzelliği, dünyadaki dönüşümü çağrıştıran bir iksir!"
•
der dâyireî k’âmeden u reften-i mâst
anrâ ne bidâyet, ne nihâyet peydâst.
kes mînezened demî derin âlem râst
kin âmeden ez kocâ vu reften be kocâst?
gelip gittiğimiz şu dairenin
ne başı belli, ne de sonu.
kimse doğru söylemiyor şu âlemde
nereden geliyor, nereye gidiyoruz?
der dâyireî k’âmeden u reften-i mâst
anrâ ne bidâyet, ne nihâyet peydâst.
kes mînezened demî derin âlem râst
kin âmeden ez kocâ vu reften be kocâst?
gelip gittiğimiz şu dairenin
ne başı belli, ne de sonu.
kimse doğru söylemiyor şu âlemde
nereden geliyor, nereye gidiyoruz?
•
her şeyin sahibi tanrı madem ki yarattı doğayı
ne sebeple verdi ona eksiği, kusuru?
çirkin olduysa bu mahluk, kimin kusuru?
iyi oldu madem; neydi yıkmaktaki zoru?”
var mı dünyada günaha girmeyen? söyle.
günah işlemeyen nasıl yaşar? söyle.
ben kötü ediyorum, sen kötü cevap veriyorsun.
nedir öyleyse aramızdaki fark? söyle.
her şeyin sahibi tanrı madem ki yarattı doğayı
ne sebeple verdi ona eksiği, kusuru?
çirkin olduysa bu mahluk, kimin kusuru?
iyi oldu madem; neydi yıkmaktaki zoru?”
var mı dünyada günaha girmeyen? söyle.
günah işlemeyen nasıl yaşar? söyle.
ben kötü ediyorum, sen kötü cevap veriyorsun.
nedir öyleyse aramızdaki fark? söyle.
•
hân kûzegerâ! bepây eger huşyârî!
tâ çend konî ber gil-i merdum hârî?
enguşt-i Ferîdûn u kef-i Keyhusrov
ber çerh nihâde’î; çi mîpindâri?
hey çömlekçi! dikkat et ne yapıyorsun!?
insan toprağı bu, hırpalıyorsun!
ferudun’un parmağını, elini Keyhusrev’in
çarkına koymuşsun; sen ne sanıyorsun?
tâ çend konî ber gil-i merdum hârî?
enguşt-i Ferîdûn u kef-i Keyhusrov
ber çerh nihâde’î; çi mîpindâri?
hey çömlekçi! dikkat et ne yapıyorsun!?
insan toprağı bu, hırpalıyorsun!
ferudun’un parmağını, elini Keyhusrev’in
çarkına koymuşsun; sen ne sanıyorsun?
29 Nisan 2017 Cumartesi
kimse bilmez / ömer hayyam
seher yeli eser yırtar eteğini gülün,
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün,
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarından toprak olmadalar her gün.
bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye
ne zaman yıkılıp gidecek bu güzellim kubbe
aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işe
bulut geçti, gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde
bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim
gezecek, bizim toprağın yeşlliğinde
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
